Perg Efsaneleri  

 
Perg Efsaneleri Kitapları  

 
Fantastik Edebiyat  

 
Medyadan  

 
Yazarın Diğer Kitapları  

Picus Dergisi - Söyleşi
     
 

Picus Dergisi, 2004 / Mart Sayısında yayınlanmıştır.

PİCUS Söyleşisi

1- Perg Efsaneleri''nin türü için fantastik edebiyat yerine fantastik kurgu adını kullanıyorsunuz. Fantastik kurguyu nasıl tanımlıyorsunuz?

Fantastik edebiyat fazla geniş bir kavram. Hayal gücünün edebiyatla buluşması, yaratıcılığa önem veren toplumlarda çok normal, bu yüzden farklı tarzlardan tanıdığımız birçok önemli isim, fantastik diyebileceğimiz metinler kaleme almış tarih boyunca. Mesela Sheakespeare, Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli eserinde periler kralı ile kraliçesinin birbirlerine oynadığı oyunları anlatır, Fırtına’da, sürgün edilmiş bir büyücünün ailesi ve cinleri ile yaşadığı olayları konu eder. Sartre’ın İş İşten Geçti isimli eserinde, kahramanlar öldükten sonra, öte dünyada tanışıp birbirlerine aşık olurlar. Dante, İlahi Komedya’da cennet ve cehennemin katlarında gezdirir okurlarını, Goethe, Faust’ta karakterlerinin arasına şeytanı katar. Sansasyonel Şeytan Ayetleri ile tanıdığımız Salman Rushdie’nin ilk ses getiren çalışması bile bir fantastik öyküdür aslında, Gece Yarısı Çocukları’nın kahramanı olan çocukların hepsinin olağanüstü özellikleri vardır. Tüm bu yazarlar kitaplarında edebiyatla hayal gücünü buluşturmuşlar ve ikisinin de hakkını vermişler. Fantastik kurgu ise 20.yüzyılda kimliğini bulmuş ve fantastik edebiyatın en popüler dalı olmuş. Böyle bir alt tür tanımına ihtiyaç duyuyorum, çünkü benzer özelliklere sahip çok fazla kitap var ve yazılmaya devam ediyor. Bu türün en önemli ayırt edici özelliği, olayların tamamen yazarın yaratısı olan bir diyarda geçmesi. Yani bu kitaplarda Faust’ta ya da Gece Yarısı Çocukları’nda olduğu gibi gerçek dünyaya fantastik öğeler katılmıyor, mekan ve zaman gibi kurgunun temel parçaları da hayal gücüne dayanıyor. Fantastik kurgu, hayal gücünün edebiyatta en geniş kullanılabildiği tür, aynı zamanda eğer yazar öyküsünde bir olguyu işlemek isterse ona müthiş bir özgürlük tanıyor. Çünkü o olguyu kendi yarattığınız milletler ve akımlar aracılığı ile işleyebiliyorsunuz, gerçek dünyadan, yanlış anlaşılabilecek bir örnek bulmak zorunda kalmıyorsunuz. Mesela inanç özgürlüğü gibi konulara değinecekseniz, baş örtüsü yasağı ya da ateizm gibi taraf tutmalara yol açacak örnekler kullanmadan, tamamen kendi yarattığınız inançlardan ve milletlerden faydalanabiliyorsunuz. Hayal gücü boyutu da seveni için ayrı bir keyif elbette.

2- Fantastik kurgunun hatırı sayılır bir bölümünde Tolkien''in büyük bir izi var. Bu etki türün yaratıcılığını sınırlamıyor mu?

Aslında sınırlamıyor. Batıda Tolkien’ın yarattığı ırklar ve hayvanlar kullanılarak yazılmış birçok roman olması türün sınırlayıcılığından değil, o yazarların işin kolayına kaçmasından. Mesela Tolkien’ın elfleri hakkında birçok çizim yapılmıştır, artık okur uzaktan bir elf geliyor dediğinizde tasvir yeteneğiniz sıfır olsa bile gözünün önünde olayı canlandırabilir. Bazı yazarlar bu yüzden Tolkienvari dünyalar yaratma yoluna gidiyorlar. Ama Robert Jordan gibi, Terry Pratchet gibi türe büyük zenginlik katan ve dünya çapında milyonlarca okura ulaşmış isimler de var. Fantastik kurgu dediğimizde yüzlerce yazar ve romandan bahsettiğimizi unutmamak lazım. Tolkien türün dünya çapında tanınmasını sağladı ve gerçekten çarpıcı bir eser koydu ortaya, ama Ursula K.Leguin gibi edebi açıdan ya da Salvatore gibi sürükleyicilik açısından onu aşan isimler oldu sonradan. Kendi ırklarınızı, hayvanlarınızı ya da bitki örtünüzü yaratmak konusunda ise kimse önünüze bir set çekmiyor, bilakis bunu yapabilirseniz okurlardan çok coşkulu tepkiler alırsınız, ben bunu yaşayarak görüyorum.

3- Sizin kitaplarınızda Tolkien''in etkisi hissedilmiyor.Ancak bir söyleşinizde "Hiçbir kitap sadece hayal gücü ile yazılmaz," demişsiniz, Perg Efsaneleri''ni yazarken nereden etkilendiniz?

Bu kitaplar önyargı teması üzerine. İnsanların görünüşleri, inançları, düşünceleri, milletleri nedeniyle sınıflandırılmaları, kurunun yanında yaşın da yanması beni çok rahatsız ediyor. İlk kitapta kahramanlarımı canavar görünümlü bir yaratık ve kan dökemeyecek kadar iyi olduğu için korkak damgası yemiş bir köylü olarak seçmemin nedeni buydu. O kitapta tema bireysel önyargılardı. İkinci kitapta prom ırkına yapılanlar aracılığıyla millet ve ırk düzeyinde önyargılara değinmeye çalıştım. Bataklık Ülke’de ise düşünce ve inanç ayrılıkları yüzünden insanların birbirlerine düşman olmasındaki saçmalığı işliyorum. Bunun dışında, kitapları sonradan okuyunca görüyorum ki rahatsızlık duyduğum pek çok konu sızmış öykülere, sokak çocuklarından küreselleşmenin abartılmasına, ya da gücü tek elde toplamaya çalışanlara kadar. Ama yanlış anlaşılmasın, Perg Efsaneleri bir roman sonuçta, deneme kitabı değil, bu konuları içimi acıttıkları için öykülerime katıyorum, okura ders vermek gibi bir derdim yok. Ayrıca fantastik kurgunun üç boyutu olduğunu vurgulamak isterim, edebi boyutu olduğu gibi kurgu ve yaratıcılık boyutları da var. Benim için her boyutun yeri ayrı, yani sadece temalar için yazmıyorum Perg Efsaneleri’ni. Okurlarımın hayatına renk katacak sürükleyici bir kurgusu olmasına, hayal gücünün mümkün olduğunca zengin kullanılmasına da özen gösteriyorum. Nasıl bir filmi tek kamera ile çekmek iyi fikir değilse, ben de öykümü tek bir açıdan, yani tek bir karakterin ya da anlatıcının bakış açısından anlatmıyorum. Her bölümü o bölümde vermek istediğim duyguyu en iyi temsil eden karakterlerin gözünden anlatıyorum, bazen binek olarak kullanılan ya da etrafta gezinen hayvanların gözünden baktığım bile oluyor. Yan öyküleri çok yoğun kullanıyorum, en önemsiz görünen karakterlerin bile hayatlarından bazı kesitler veriyorum. Bu seri için bir diyara ihtiyacım vardı, onu öykülerimi en keyifli anlatabileceğim şekilde tasarlardım, denizi çok sevdiğim için adalardan oluşan bir diyar oldu Perg. Böylece uzun deniz yolculukları yazabildim, korsanları anlatabildim, yeni deniz hayvanları ve Durkgador gibi efsanevi gemiler yaratabildim. Okurların bu öykülerden keyif almasının en büyük sebebi benim de keyifle anlatıyor olmam sanırım. Karakterlerimi yaratırken ise ilk önce kendimi sömürüyorum. Herhangi bir anda, herhangi bir sebepten çok farklı duygular yaşıyorum herkes gibi, o duygulara odaklanıp, bütün hayatım boyunca bu duygunun esiri olsaydım nasıl biri olurdum diye düşünüyorum. Yorucu bir teknik, ama bence işe yarıyor. Bunun dışında bir insan kaynakları uzmanı olarak işim gereği durmadan yeni yeni insanlarla tanışıyorum, onları dinliyorum, gözlüyorum ve bu gözlemlerden de faydalanıyorum doğal olarak. Şunu da vurgulamak isterim, fantastik bir karakter de olsa, bir duyguyu temsil etme noktasında roman karakteri gerçekçi olmalı, o duygunun gerektirdiği şekilde davranmalı. Canavara dönüşmüş, ama o haliyle bile kötülüğe karşı mücadele eden bir şövalye belki gerçek hayatta çıkmaz karşınıza. Ama bir kazada yüzü parçalanmış, yine de idealleri uğruna toplumsal hayata karışmak zorunda kalan bir adam mümkündür ve o adam nasıl hissediyorsa benim canavarım da öyle hissetmeli. Aralarındaki tek fark canavarın yaratım aşamasında hayal gücünden de faydalanılmış olması.


4- Türkçe''de yazılmış ilk fantastik kurgu romanına ve serisine imza attınız; nasıl tepkiler aldınız?

İnanılmaz. İnternet forumlarında ya da kitapların kendi sitesinde yapılan yorumlara bakılırsa dünya çapında milyonlar satmış birçok seriden daha iyi bulundu. Yüzüklerin Efendisi’nden, Harry Potter’dan daha çok sevdiğini söyleyen bir sürü insanla tanıştım. Eğer iyi kitaplar olduğuna inanmasam bir yayın evine götürmezdim zaten, yani beğenilmelerini bekliyordum doğal olarak. Ama bu kadar coşkulu yorumlar almayı beklediğimi söyleyemem. Sanırım hem batıdan hem doğudan beslendiğim için, emirlerle lordları, ermişlerle büyücüleri aynı öyküde buluşturabildiğim için zengin geldi okurlara. Bu kitapların her biri 300 sayfa civarında, ama üçünü alıp bir hafta sonunda okuduğunu söyleyenlerle karşılaşınca şaşırıyorum. Bana en keyif veren, hayatında ilk defa fantastik roman okuduğunu, fantazi romanlara önyargılı olduğunu söyleyen kişilerden bile övgü almam. Tarzıma alışana kadar, birkaç bölüm dayanırlarsa sonradan bırakmak istemediklerini söylüyorlar. Önyargıları işlediğim bir romanın, kendi türündeki bazı önyargıları sarsması hoşuma gidiyor doğrusu. Bu konu üzerinde epey düşündüm, sanırım klasik edebiyatla ve psikolojik romanla da haşır neşir olmam, farklı beklentileri olan okurların Perg Efsaneleri’nden farklı tatlar almalarını sağladı. Şimdi bir yayın eviyle bu diyarda geçen bir çizgi roman ve rol yapma oyunu üzerine konuşuyoruz, yarattığım onca hayvanın, bitkinin, efsanevi yapının ve ırkın bir görünüm kazanması ihtimali beni epey heyecanlandırıyor doğrusu. Fantastik kurgu yazmak isteyen bazı genç yazarların Perg Efsaneleri’nin onlara hayallerine ulaşabileceklerine dair bir umut verdiklerini söylemeleri ise başka bir güzellik. Sadece bu bile yeterdi bana aslında, ama hayal ettiğimden fazlasını buldum bu kitaplarla, mutluyum bu yüzden.

 
     
2003 - 2010 © Barış Müstecaplıoğlu 
Tasarım : Galip Dursun