Perg Efsaneleri  

 
Perg Efsaneleri Kitapları  

 
Fantastik Edebiyat  

 
Medyadan  

 
Yazarın Diğer Kitapları  

Virgül Dergisi - Söyleşi
     
 
Virgül Dergisi, 2004 / Mart Sayısında yayınlanmıştır.

BARIŞ MÜSTECAPLIO?LU İLE BATAKLIK ÜLKE ÜZERİNE

Söyleşi: Kadir Aydemir

“Perg Efsaneleri” adlı serinizin üçüncü kitabı olan Bataklık Ülke çok yakınlarda yine Metis Yayınları’ndan yayımlandı. Bu yeni kitapta da macera sürüyor ve romanın ana kahramanları, bir gemiyle Bataklık Ülke’ye doğru yola çıkıyorlar. Kitabın ana teması dönüp dolaşıp “inanç” eksenine saplanıyor. Din olgusunu böylesi bir fantastik kurgu eserde işlemekteki amacınızı bize açıklayabilir misiniz?

- Bir fantastik kurgu romanı üç boyutta incelenmeli, yaratıcılık boyutu, kurgu boyutu ve edebi boyutu. Perg Efsaneleri’nin edebi boyutunda önyargıları işlemeye çalışıyorum, ilk kitapta bireylerin kendilerine karşı önyargıları vardı, kahramanlarımı çirkinliği yüzünden ormanda saklanan bir canavar ve karısını korumaktan aciz bir korkaktan seçmemin nedeni buydu. İkinci kitap milletler ve ırklar üzerine önyargıları işliyordu. Bu kitapta ise önyargıların daha geniş bir boyutuna, farklı düşünce ve inançlara karşı önyargılara değiniyorum. Her kitapla bu tema biraz daha bütünleniyor, tamlanıyor. Önyargılar ve genellemeler yüzünden kurunun yanında yaşın da yandığını, kötü biriyle aynı milletten, aynı düşünceden ya da aynı şekilde görünüyor, giyiniyor diye masum birinin incitildiğini görünce içim acıyor. Perg Efsaneleri’nde de bu rahatsızlığımı dile getirmeye çalışıyorum. Yani Bataklık Ülke’nin temasını inanç değil, inanç özgürlüğü.olarak tanımlamak daha doğru olur.

Bataklık Ülke’deki din çatışmalarının yer yer günümüz inanç dünyasının durumuna olan göndermeleri konusunda neler söylemek istersiniz?

- Fantastik kurguyu özel yapan, en azından benim için özel olmasını sağlayan, belirli bireyler, olaylar ya da milletleri örnek göstermeden, tamamen olgular üzerinde durabilme özgürlüğü tanıması. Bataklık Ülke’de baş örtüsü yasağını ya da ateistlere yapılan ayrımcılığı işlemiyorum, benim derdim bir olgu olarak inanç ve inancına göre yaşama özgürlüğü. Belli bir inancın, daha açık söyleyeyim, kendi inancımın özgürlüğü değil. Bugün bakarsanız bazı islamcı gazetelerde baş örtüsü insan hakkıdır diyen köşe yazarları görürsünüz. Öyle ya da değil, ama aynı yazarlar, Aziz Nesin İslam hakkındaki düşüncelerini ulu orta söyledi diye bir otel yakılınca adamcağızı provakatörlükle suçlamışlardı. Ne yani, bir inanca göre giyinmek insan hakkı da o inancı özgürce eleştirebilmek insan hakkı değil mi? Bu tür taraf tutmalardan çok rahatsız oluyorum. Fantastik kurgu bu hataya düşme riskini tamamen ortadan kaldırıyor, çünkü kendi yarattığım inançlar aracılığı ile anlatabiliyorum derdimi, gerçek dünyadan örnekler vermek zorunda kalmıyorum. Gerçek dünyada hoşuma gitmeyen yaklaşımlara göndermeler bulabilirsiniz, bu herhangi bir kültürde ya da zamanda olabilir, ama belli bir olaya gönderme aramasın kimse.

Ana kahramanlarınız Leofold ile Guorin’in yoldaşlığı sürüyor. Sinematografik bir anlatıma da sahip Bataklık Ülke, yanılıyor muyum?

- Dediğim gibi, fantastik kurgunun üç boyutu var ve benim için hepsi aynı derecede önemli. Sadece temaları için yazmadım bu kitapları, anlattığım öyküler ve anlatış tarzımla okurlara iyi vakit geçirtmeyi, hayatlarına renk katmayı arzuladım aynı zamanda. Bu sorunuzu kurgu boyutuyla alakalı görüyorum, evet, anlatım tarzım bazı açılardan sinema diline benziyor. Nasıl bir filmi tek kamera ile çekmek iyi fikir değilse, ben de öykümü tek bir açıdan, yani tek bir karakterin ya da anlatıcının bakış açısından anlatmıyorum. Her bölümü o bölümde vermek istediğim duyguyu en iyi temsil edecek karakterlerin gözünden anlatıyorum, bazen binek olarak kullanılan ya da etrafta gezinen hayvanların gözünden baktığım bile oluyor. Yan öyküleri çok yoğun kullanıyorum, en önemsiz görünen karakterlerin bile hayatlarından bazı kesitler veriyorum. Bunu yaptıklarımızın bizimle doğrudan ilgili görünmeyen kişileri bile fazlasıyla etkileyebileceğine inandığım için yapıyorum. Yanlış anlamayın, okurlarıma ders vermek gibi bir derdim yok, sadece inandığım şeyleri ve düşüncelerimi paylaşıyorum onlarla. Perg Efsaneleri bir roman sonuçta, deneme kitabı değil, ama duygularımı, düşüncelerimi metinden uzak tutmak için özel bir çaba göstersem, o da içtenlikten uzaklaştırırdı beni. Hem bu yan öyküler sayesinde metin oldukça zenginleşiyor, okuma keyfi artıyor. En azından okurlardan gelen tepkiler bu yönde.

Yazarken yeni bir medeniyet, yeni ırklar, yeni diller yaratmak nasıl bir şey? Neler hissediyorsunuz yazarken-yaratırken?

- Yaratıcılık gerçekten önemli benim için. İnsanların hayatına daha önce olmayan bir renk katmak başlı başına bir keyif, onlar şaşırtacağımı, heyecanlandıracağımı düşünmek... Ama bunun da ötesinde, yaratıcılığın bir toplumun kanına işlemesi gerek bence. Bakın, bugün hayat kalitemizi yükselten buluşların büyük bölümü Amerika ve Japonya’dan çıkar, fantastik romanların, filmlerin, çizgi film ve çizgi romanların çoğu da aynı ülkelerin yaratısıdır. Teknik ve bilimle buluştuğunda yeni ilaçlar, yeni araçlar keşfeden hayal gücü, öykü ve çizgiyle buluştuğunda fantastik romanları, çizgi romanları yaratıyor. Eğer biz de hayata ve dünyaya toplum olarak bir katkıda bulunmak istiyorsak, edebiyatta olsun, bilimde olsun, teknikte olsun, hayatımızın her alanında yaratıcılığa önem vermemiz şart. Elbette yaratıcılık tek başına yeterli değil, planlama, teknik, çalışma da lazım, ama hayal gücü olayın temeli. Perg Efsaneleri sadece bu konu üzerinde konuşmaya, düşünmeye sevk etse bile insanları, ona harcadığım yıllara değecek benim gözümde.

Bu efsanede “barış” gerçekten de “savaş”tan mı geçiyor sizce, başka bir yol yok mu?

- Her kitabın farklı bir öyküsü var aslında. İlk kitapta kötülük savaşarak yok edilemiyordu, çok daha farklı ve şirin bir metotla yok ediliyordu. İkinci kitapta bir savaş yoktu zaten, birbiriyle didişen iki grup vardı, onlar da sonunda dost oluyorlardı. Üçüncü kitap ise başlı başına savaş karşıtı bir öykü, kahramanların tek derdi, başlamak üzere olan bir savaşı durdurmak. Son kitapta ise çoktan başlamış bir savaşın ortasına düşecekler ve savaşmak kaçınılmaz olacak. Perg Efsaneleri’ne bir bütün olarak bakarsanız, söylemeye çalıştığı şeyin savaştan mümkün olduğunca kaçının, ama başka çare kalmadığında da inandığınız, değer verdiğiniz şeyler için savaşmayı göze alın şeklinde özetlenebileceğini görürsünüz. Buradaki savaştan kastım sadece topla tüfekle yapılan savaş değil, günümüzde savaşların çoğu kalemle ve sözle yapılıyor. İnsan sürtüşmelerden kaçınmak için, sorunları tatlılıkla çözmek için elinden geleni yapmalı her şeyden önce. Ama başka çare kalmadığı zaman da yanlış gördüğü şeylerin karşısında durabilmeli. Zoru gördüğünde hemencecik boyun eğmek ya da birileri gelsin bizi kurtarsın demek bana göre değil.

Yazdığınız roman dörtlemesinde şimdiye kadar üç eseri okurla buluşturdunuz. Türkiye’de fantastik kurgu roman dalında bir öncü olarak adınız anılıyor. Bize “Perg Efsaneleri”nin oluşum sürecini kısaca anlatabilir misiniz?

- İlk romanımın önyargı teması üzerine olmasını planladıktan sonra bu romanı hangi türde yazacağımı düşünmeye başladım. Önyargılar evrensel ne yazık ki, birkaç terörist yüzünden tüm müslümanlara diş bileyen Amerikalılar olduğu gibi, şu anki yönetimin yaptıkları nedeniyle savaş karşıtı Amerikalılardan bile nefret edenler var. Aynı zamanda Türkiye’de hayal gücü ve yaratıcılık açısından sürünüyor olmamız da içimi acıtıyordu. Fantastik kurgu bana hem evrenselliği en geniş boyutuyla sundu, hem de edebiyatla hayal gücünü buluşturma fırsatı verdi. Bu dizi için bir diyar yaratmam gerekiyordu, bunu da öykülerimi en keyifle anlatabileceğim şekilde yapmak istedim, çünkü okurların bir yazarın duygularını hissettiğini düşünüyorum. Ben severek yaratırsam okurlar da severek okuyacaklardı. Denizi çok sevdiğim için adalardan oluşan bir diyar oldu Perg, böylece uzun deniz yolculukları yazabildim, karakterlerimin arasına korsanlar katabildim, Durkgador gibi efsanevi gemiler yaratabildim. Ana öyküyü dört kitapta toparlayabileceğimi fark ettim, ama okurları dördüncü kitabın sonuna kadar tek bir öyküyle oyalamak, başka bir deyişle yıllarca bekletmek istemedim. Bu yüzden oturup her kitap için bir de bağımsız öykü kurguladım. Yani aslında Perg Efsaneleri’nin beş ana öyküsü var, her kitabın kendi öyküsü ve bir de kitapları bağlayan asıl öykü. Bunların dışında kitapları sonradan okuduğumda fark ediyorum ki içimi acıtan pek çok şey daha sızmış öykülere, sokak çocuklarından, küreselleşmeyi abartanlara ya da gücü tek elde toplamaya çalışanlara kadar.

Yazarlık serüveninize öyküler yazarak başlamıştınız… Peki, roman yazmayı tercih edişinizin nedenleri nelerdir?

- Öyküler sadece antremandı, benim aklımda her zaman için roman yazmak vardı. Öykü yazmak tek antremanım değil, yıllardır düzenli olarak sözlük ve deyimler sözlüğü çalışıyorum mesela, beğendiğim romancıların eserlerini inceliyorum. Kırk yıl sonra da bu tür çalışmalardan vazgeçeceğimi zannetmiyorum, iyinin iyisi olabilir her zaman. Ben işlediğim konuları tüm boyutlarıyla işlemeyi seviyorum, bu da ancak romanla mümkün. Öyküde bir konunun belli bir parçasına odaklanabilir, onu çok yoğun bir şekilde işleyebilirsiniz, bu da güzel, yapılması gereken bir şey, ama benim yapmak istediğim şey değil.

Bataklık Ülke’de de diğer iki kitap olan Korkak ve Canavar ile Merderan’ın Sırrı’ndaki gibi iyiyle kötünün savaşı var. İyiyle kötü iki keskin uçurum gibi birbirinden ayrı ama bir o kadar da birbirinden ayrılmış iki kaya parçası gibi birbirlerine benziyorlar. Karakterlerinize nasıl kişilik kazandırıyorsunuz bu uzun yolculukta, yaratım sürecinizde nelerden besleniyorsunuz öğrenebilir miyiz?

- Ana karakterleri işlemek istediğim duyguların temsilcileri olarak tasarladım, her biri öyküye başladığında farklı bir duygu tarafından yönlendiriliyordu. Tüm kararlarını bu baskın duygu etkiliyordu. Kendini beğenmeme, korku, acı, yalnızlık, vicdan azabı gibi... Ama yolculuk boyunca birbirlerinden ve yaşadıklarından çok şey öğreniyorlar, kendilerini daha iyi tanıyor, aşırılıklarından yavaş yavaş kurtuluyorlar. Yaratım sürecinde ilk önce kendimden besleniyorum. Aslında kendimi sömürüyorum diyebilirim. Herhangi bir anda, herhangi bir sebepten çok farklı duygular yaşıyorum herkes gibi, o duygulara odaklanıp, bütün hayatım boyunca bu duygunun esiri olsaydım nasıl biri olurdum diye düşünüyorum. Yorucu bir teknik, ama bence işe yarıyor. Bunun dışında bir insan kaynakları uzmanı olarak işim gereği durmadan yeni yeni insanlarla tanışıyorum, onları dinliyorum, gözlüyorum ve bu gözlemlerden de faydalanıyorum doğal olarak. Şunu da vurgulamak isterim, fantastik bir karakter de olsa, bir duyguyu temsil etme noktasında roman karakteri gerçekçi olmalı, o duygunun gerektirdiği şekilde davranmalı. Canavara dönüşmüş, ama o haliyle bile kötülüğe karşı mücadele eden bir şövalye belki gerçek hayatta çıkmaz karşınıza. Ama bir kazada yüzü parçalanmış, yine de idealleri uğruna toplumsal hayata karışmak zorunda kalan bir adam mümkündür ve o adam nasıl hissediyorsa benim canavarım da öyle hissetmeli. Aralarındaki tek fark canavarın yaratım aşamasında hayal gücünden de faydalanılmış olması.

Kıvrak bir yapıya sahip, usta işi bir roman diliniz var. Dörtlemeniz ne zaman sona erecek ve bundan sonra nasıl bir edebiyat yörüngesine gireceksiniz, bunu kestirebiliyor musunuz? Gelecek zaman için projeleriniz nelerdir?

- Fantastik kurgu’nun, yani tamamen yazarın yaratısı olan bir mekanda geçen romanların fantastik boyutu görsellikten büyük destek alır. Orta Dünya’nın elflerinden bahsettiğiniz zaman bu yaratık hakkında yapılmış çizimler akla gelir ilk önce, Tolkien’ın hangi cümlelerle tasvir ettiği değil. Perg’in bu yönüne ağırlık vereceğim seri bittikten sonra, diyarın efsanevi yapılarının, kendine özgü hayvanlarının, bitkilerinin ve ırklarının bir görünüm kazanması için bazı çizerlerle ortak çalışmalarımız var. Romanlar konusunda ise en azından birkaç yıl klasik edebiyat kalıpları içinde, fantastik boyutu olmayan kitaplar yazacağımı söyleyebilirim. Ben sadece fantazi okuyan biri değilim, Ursula K.Leguin ya da Tolkien da bana farklı tatlar veriyor, Paul Auster ya da Umberto Eco da. Anlatmak istediğim öykünün hangi tarza yakışacağını düşünürsem onu tercih edeceğim, doğru ya da yanlış. Ama elbette bunu hakkıyla başarıp başaramayacağımı zaman gösterecek. Perg Efsaneleri kendi türünde en iyilerle kıyaslanıyor okurlar tarafından, çok coşkulu yorumlar yazılıyor internet forumlarına, kitapların sitesine. Klasik tarzda bu kadar sevilecek kitaplar yazabilecek miyim, doğrusu ben de merak ediyorum.

 
     
2003 - 2010 © Barış Müstecaplıoğlu 
Tasarım : Galip Dursun